İSTANBUL (AA) – Beykoz Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Bonn Üniversitesi İleri Güvenlik, Strateji ve Entegrasyon Çalışmaları Merkezi (CASSIS) Kıdemli Uzmanı Prof. Dr. Aylin Ünver Noi, İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ve Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü’nde Dr. Öğretim Üyesi Hayati Ünlü, Batı yarım küredeki önemli bazı bölgelerin 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde “ulusal çıkarların korunacağı yerler olarak” ele alınmasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü’nde Dr. Öğretim Üyesi Ünlü, belgede Panama Kanalı, Meksika Körfezi ve Grönland gibi noktaların vurgulanmasının ABD’nin anavatan güvenliğini artık sadece sınır hatlarında değil, bu sınırlara erişimi kontrol eden “yakın çevre” üzerinden de tanımladığını gösterdiğini vurguladı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Çin ve Rusya gibi rakiplerinin Batı Yarım Küre’de lojistik veya askeri varlık göstermesini doğrudan anavatanın fiziksel bütünlüğüne bir “tehdit” olarak kodladığına işaret eden Ünlü, ABD’nin anavatan güvenliğini “savunma” aşamasından, rakibi kıta uzağında tutmayı amaçlayan “stratejik engelleme” aşamasına geçirdiğini ifade etti.
Ünlü, ABD savunma doktrininde “anavatan” kavramı fiziksel olarak halen ana karayı ifade etse de “savunma derinliği” kavramının Panama ve Grönland gibi stratejik düğüm noktalarını bu tanımın operasyonel parçası haline getirdiğini aktardı.
Önceki belgelerde “terörle mücadele” veya “küresel demokrasiyi koruma” gibi daha yayılmacı ve soyut hedefler varken, 2026 stratejisinin daha somut, coğrafya odaklı ve savunmacı bir gerçekçiliğe kaydığını belirten Ünlü sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer bir rakip güç Panama Kanalı’nı veya Grönland’daki geçiş yollarını kontrol edebiliyorsa, ABD ana karası artık güvende değildir. Bu nedenle Pentagon, coğrafi sınırları korumak için bu ‘stratejik uç kaleleri’ anavatan savunmasının ön cephesi olarak kabul ediyor. Özellikle Grönland’ın dahil edilmesi, Kuzey Kutbu’nun erimesiyle açılan yeni rotaların ve Rusya/Çin etkisinin doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüldüğünün en net kanıtıdır.”
“Trump, düşman olarak kabul ettiği ülkelerin varlığını ABD’ye yakın bölgelerden uzak tutmayı hedefliyor”
CASSIS Kıdemli Uzmanı Prof. Dr. Noi ise 1823’te çerçevesi ortaya koyulan Monroe Doktrini’nin başlangıçtaki amacının Avrupalı emperyal güçlerini Amerika kıtasından uzak tutmak olduğunu hatırlatarak, o dönemde ABD’nin kendisini “eski kıta” olarak bilinen Avrupa’dan izole etmeyi amaçladığını kaydetti.
Panama Kanalı, Meksika Körfezi ve Grönland gibi bölgelerde uzun süredir Washington hükümetinin çıkarlarıyla örtüşmeyen bir tablo gözlemlendiğini aktaran Noi, ABD’nin yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nde bu durumu tersine çevirmeye yönelik yeni bir stratejinin benimsendiğini aktardı.
Noi, ABD için önceliğin iç güvenliğin sağlanması olduğunu vurgulayarak, uyuşturucuyla mücadelenin terörle mücadele kapsamında ele alınması, sınır kapılarının güvenliğinin sağlanması, düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilmesi ve gelecek göçmenlerin de engellenmesi gibi adımların bu hedefin göstergesi olduğunu belirtti.
Trump’ın “düşman” olarak kabul ettiği ülkelerin varlığını ABD’ye yakın bölgelerden uzak tutmayı da hedeflediğini kaydeden Noi, bu bölgelerin genel olarak petrol açısından zengin, seyrüsefer ve ticaret açısından önemli noktalar olduğuna dikkati çekti.
Noi, ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu alıkoymasıyla sonuçlanan askeri müdahalesine işaret ederek, Washington hükümetinin bu bölgeleri rejim değişiklikleri ya da satın alma teklifleri gibi uygulamalarla gerçekleştirme yönünde bir çabası olduğunu vurguladı.
Çin’in son dönemlerde yapay zeka ve nadir toprak elementleri gibi alanlarda yaşadığı yükselişin ABD’yi zora soktuğunu belirten Noi, ABD’nin ilk önceliği iç güvenlikken, ikinci güvenlik halkasının Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Arktik bölgelerini kapsadığı, üçüncü halkanın da Hint Pasifik Okyanusunu içerdiğini aktardı.
“Caydırıcılığını ve savunma mekanizmasını da arttırmayı düşünüyor”
Noi, ABD’nin barışı güçle elde etmeye yönelik bir yaklaşımı olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bu strateji belgesinde de ‘bizim amacımız barış’ yazıyor ama barışı sağlama yönteminden de bahsediyor burada. Bunu güçle, caydırıcı olmakla, askeri anlamda savunma sanayine inanılmaz yatırımlar yaparak, nükleer gücünü, siber gücünü, uzay gücünü, ‘Golden Dome’ denilen bu altın kubbeyi, bütün bunlara büyük miktarlarda yapılan yatırımları devam ettirerek daha da ileri götürerek, hatta yapay zekayı da buna bağlayarak. Tüm bunları beraberinde yaparak caydırıcılığını ve savunma mekanizmasını da arttırmayı düşünüyor.”
Noi, bu strateji belgesinde geçmiş dönemlere yönelik eleştirel bir yaklaşım da bulunduğunu belirterek, ABD’nin yeni stratejisiyle daha hedef odaklı, daha az kayıplı ve daha az maliyetli işlere girişeceğini ifade etti.
ABD’nin Avrupa ve Orta Doğu gibi bölgelerde kendinin var olmasındansa müttefiklerinin sorumluluk almasını hedeflediğini aktaran Noi, ABD’nin bu konuda müttefiklerini destekleyeceğini dile getirdi.
“Amerika’nın güvenliği diğer bütün bölgelerden daha önemlidir”
İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuzlu da, dünya çapında 800’den fazla askeri üssü bulunan ABD’nin Panama Kanalı, Meksika Körfezi ve Grönland gibi bölgelere yoğunlaşmasının, ABD’nin ulusal güvenlik kapsamında “ölçütü küçülttüğü” şeklinde de yorumlanabileceğini ifade etti.
Oğuzlu, Being Boğazı ve Hint Okyanusu gibi bölgeleri kendi güvenliği açısından önemli görmediği için kendi topraklarına yakın bölgelere yoğunlaştığını aktardı.
ABD’nin bu 3 bölgeyi ulusal çıkarların korunacağı yerler olarak geçirmesine işaret eden Oğuzlu, “Amerika’nın küresel hegomonya peşinde koşmayacağı, ama Batı yarım küresinde olan biten her şeyi kendi güvenliği aşısından çok önemli göreceği anlamına da geliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Oğuzlu, ABD’nin Batı yarım kürede yaşananlara verdiği önemi artırmasını ABD açısından “Eskisi kadar küresel bir hegemonya arzum yok, ama eskiden daha fazla oranda Batı yarım küresinde olan bitene, kulak kabartıyorum. Batı yarım küre içerisinde olan biteni, Ulusal Güvenliği açısından önemli görüyorum.” anlamına geldiğini kaydetti.
Bu bölgeler ABD sınırları içerisinde yer almasa da ABD gibi hegemonik bir gücün kendi güvenliğini sınırlamayacağına dikkati çeken Oğuzlu, “Panama benim için önemlidir diyorsa önemlidir. Panama ABD’nin sınırları dışında olsa da olmasa da pek bir şey fark etmez.” şeklinde konuştu.
Oğuzlu, ABD’nin bu stratejisinin 7. ABD Başkanı Andrew Jackson’ın dış politika yaklaşımıyla benzediğine işaret ederek şunları kaydetti:
“Amerika’nın kendi coğrafyası ve yakın bölgesi, Amerika’nın güvenliği için diğer bütün bölgelerden daha önemlidir. Güçlü bir ordu, savunma kapasitesi çok fazla güçlü bir ordu gerekir. Ama bu orduyu çok uzak coğrafyalara, çok uzak alanlara misyonerlik edasıyla yollamaya gerek yoktur. Başka ülkelerin iç işlerine karışmaya gerek yoktur. Ulus inşası projeleri yapmaya gerek yoktur. Ama birisi bize yan gözle baktığında kafasına balyoz indirecek şiddette bir ordumuz olsun. Topraksal güvenlik, kıtasal güvenlik, karasal güvenlik önemli bu bakış açısına göre. Trump böyle bir adam.”
ABD’nin yeni “Ulusal Savunma Stratejisi”
Pentagon, 24 Ocak’ta 2026 “Ulusal Savunma Stratejisi” belgesini yayımlamıştı.
“Anavatanın korunmasının” birinci öncelik olarak ele alındığı belgede, “Batı Yarımküre’de Amerika’nın çıkarlarını aktif ve korkusuzca savunacağız.” ifadesine yer verilmişti.
Belgede, ABD ordusu ile ticaretinin, özellikle Panama Kanalı, Meksika Körfezi ve Grönland gibi stratejik öneme sahip bölgelere erişiminin güvence altına alınacağı da belirtilmişti.
Muhabir: Sercan İrkin



















