TBMM (AA) – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda, Ankara’daki yabancı misyon şefleri ve büyükelçiler ile iftarda bir araya geldi.
Kurtulmuş, milli iradenin merkezi TBMM’de bir ramazan akşamında daha büyükelçilerle birlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Büyük İslam medeniyetinde ramazanın hem bireysel olgunlaşma bakımından hem toplumsal iş birliklerinin geliştirilmesi bakımından fevkalade önemli bir ay olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bu ayda Müslümanların hem ibadetlerle kendilerini ruhen ve nefsen olgunlaştırdığını hem de sofralarıyla, yardımlarıyla, dayanışmalarıyla toplumsal birlikteliği artırdığını belirtti.
Kurtulmuş, böylesine önemli bir geleneğin bugün de canlı bir şekilde sürdürülmesinin, İslam dünyanın hemen her yerinde ramazanın büyük etkinliklerle, yüksek bir moralle ve yüksek bir ruh haliyle idrak edilmesinin herkes için büyük bir kazanım olduğunu vurguladı.
Ramazan ayında ortaya çıkan yüksek ruh hali ve moralin, Müslümanların komşu olarak yaşadığı gayrimüslimlerle de bir dayanışma ortamının kurulmasına vesile olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“İftar sofralarımız aynı zamanda medeniyetimizin canlı bir şekilde tanıtılması için vesiledir. Birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, dostluğun paylaşıldığı, fevkalade değer verdiğimiz sofralarımızdır. Bu soframıza bu açıdan icabet ettiğiniz, davetimizi kırmadığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. Türkiye’de bulunan yabancı misyonun bütün temsilcilerini, sadece resmi bir görevli olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin dostları olarak kabul eder ve her birinizi de kendi ailemizin bir parçası olarak telakki ederiz.”
Kendisinden önce konuşma yapan Cibuti’nin Ankara Büyükelçisi Aden Houssein Abdillahi’nin 13 yılını Türkiye’de doldurduğunu ve artık yarı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Böylece her birinizi de dostumuz olarak telakki ediyor ve kabul ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Gazze’de yarım lokma ekmekle iftarlarını açmak zorunda kalan kardeşimiz var”
Bu ramazanda dünyanın birçok yerinde oruçlarını açarken, kendileri kadar şanslı olmayan, milyonlarca Müslüman’ın bulunduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her şeyden evvel hemen yanı başımızda, Filistin’de, bırakın böylesine bir salonun içerisinde iftar edebilmeyi, Gazze’de dizlerine kadar suyun içerisinde, uyduruk çadırlarda eğer bulabildilerse yarım lokma ekmekle iftarlarını açmak zorunda kalan binlerce, on binlerce Gazzeli kardeşimiz var. Hatta bunların içerisinde küçük yaştan itibaren İslam geleneğine alıştırmak için sofraya misafir edilen çocuklar var, kimsesiz insanlar var. Böylesine zor bir tablonun içerisinde maalesef insanlık olarak acı bir tecrübeye sahibiz ve çok büyük imtihanlarla bu ramazanda da sınanıyoruz.”
“Esas mesele, kural bazlı bir dünya sisteminin ortada kalmamış olmasıdır”
Dünyada çok katmanlı olarak büyük krizlerin, kaosların yaşandığını ve dünya sisteminin hemen hemen her alanda büyük alt üst oluşlar içerisinde olduğunu ifade eden Kurtulmuş, ekonomiden ticarete, uluslararası ilişkilerden toplumsal yapıya kadar birçok alanda ortaya çıkan değişimlerin, dünyanın her yerinde krizleri ve kaosları beraberinde getirdiğini belirtti.
Dünyadaki en temel krizin iyice teşhis edilmesi gerektiğinin altını çizen Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“Tek tek sorunları sayarak sabaha kadar bunları listeleyebiliriz. Ama esas mesele, kural bazlı bir dünya sisteminin artık ortada kalmamış olması, kural bazlı bir sistemin hak ile yeksan olmuş olmasıdır. Yani dünyada özellikle kuralsızlığın kural haline geldiği, yeni bir döneme doğru geçmiş bulunuyoruz. Kural yerine gücün ve güçlünün sözünün hakim olduğu bir döneme girmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerde okutulan derslerin hiçbirisinin bir anlamının kalmadığı, 20. yüzyıldan itibaren dünyanın en önemli kuralları zannettiğimiz kuralların hiçbirisinin de geçerli olmadığı bir döneme giriyoruz.
Özellikle ülkelerin egemenlik haklarının rahatlıkla çiğnendiği, herhangi bir ülkenin devlet başkanının kendi yatak odasından alınarak başka bir ülkeye yargılanmaya götürüldüğü bir dönemi üzülerek görüyoruz. Yine aynı şekilde Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlusu olarak görülen ve hakkında tutuklama kararı çıkartılmış olan bir başbakanın gayet rahat bir şekilde dünyanın öte ucuna seyahat edebildiğini görüyoruz.
Aynı şekilde maalesef 15 Şubat’ta Batı Şeria’da ortaya çıkan arazi yağmalaması yasasının dünyanın gözü önünde uygulamaya konulduğunu, sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da da Filistinlilerin mallarına, mülklerine el konulduğunu ve buna karşı da dünya sisteminin hiçbir şekilde sesini çıkaramadığını görüyoruz. Bırakın sesini çıkarmayı, dünyanın büyük sayılan ülkelerinden birisinin İsrail’deki Büyükelçisinin, ‘Ortadoğu’daki bütün topraklarda İsrail’in hakkı vardır, bu tanrı tarafından onlara vadedilmiştir’ demesinin de yapılanları onayladığını gösteren bir utanç sözü olarak ortada durduğunu görüyoruz. Bütün bunlar, dünyada kural bazlı bir sistemin kalmadığını, dünyada kurumların da bununla paralel olarak çöktüğünü, başta Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere, dünyadaki İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşmuş sistemin hemen hemen her kurumunun işlevsiz hale geldiğini ortaya koyuyor.”
“Bunun adı orman kanunudur”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, sadece kurallar ve kurumlar değil, aynı zamanda terminolojinin de güçlülerin elinde birer oyuncak haline geldiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“Örnek olsun diye söylüyorum. ‘İnsani ara’ kavramı, uluslararası ilişkilerde çatışmadan barış ortamına geçerken her iki tarafın da silahlarını susturması anlamına gelirken, Gazze’de ‘insani ara’ katil İsrail hükümetinin ne kadar isterse o kadar uzatabileceği bir ara anlamına geliyor. Yine aynı şekilde meşru müdafaa hakkı dediğimiz şey, gücü ve silahı elinde bulunduranlar neyi meşru görüyorsa, onun hakkının savunulduğu bir uluslararası ilişkiler aparatı haline getiriliyor, hatta mazereti haline getiriliyor. Aynı şekilde uluslararası alanda çatışmalar için kullandığımız orantılılık kavramı ise geçersiz bir kavram olmaktan öteye geçmiyor. Kim hangi güce sahipse, neyi orantılı görüyorsa, onun geçerli olduğu bir uluslararası sisteme doğru hızla geldik, ilerlemeye devam ediyoruz.”
Kuralların ortadan kalktığı, kurumların çöktüğü, terminolojinin ise tamamen geçersiz olduğu bir uluslararası ilişkiler dönemine girildiğini ifade eden Kurtulmuş, bunun adının ise uluslararası sistem ya da kurala dayalı bir sistem değil, kuralsızlığa dayalı bir sistem, yani orman kanunu olduğunu vurguladı.
Güçlü olanın sözünün geçtiği, güçlü olanın güçsüzü her şekilde ezmeye çalıştığı bir dünyanın kurulmasına doğru gidildiğine dikkati çeken Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Bütün bu dost meclislerimizde sözü nereden açarsak açalım, mutlaka üzerinde odaklanmamız gereken konu, dünyada yeni, adil, hakkaniyetli, eşitlikçi bir küresel sistemin kurulması mecburiyetidir. Bu sadece Türkiye’nin vazifesi değil, sadece bu masada yer alan değerli dostlarımızın ülkelerinin vazifesi değil, hakkaniyeti ve adaleti savunan bütün halkların ortak vazifesidir. Böyle bir sistem olmadan hiçbir ülke ne kadar büyük olursa olsun, elindeki imkanlar ne kadar güçlü olursa olsun, güvende değildir, güvende olamayacaktır. Bunun için diyoruz ki yeni bir küresel sisteme ihtiyaç var. Temelinde yaratılan bütün insanların yaratılışta eşitliği prensibinin ve bütün ülkelerin de egemenlikte eşitliği prensibinin geçerli olduğu bir uluslararası sistemi kurma mecburiyetimiz var. Bunun için hep beraber el ele ve samimi bir şekilde çalışmak mecburiyetindeyiz.”
“Biz kural bazlı bir sistemi esas alıyoruz”
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyaya işaret eden Kurtulmuş, bu bölgedeki sorunların çözümünün, sadece günübirlik ya da geçici birtakım tedbirlerle gerçekleşemeyeceğini belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye olarak çevremizdeki bütün dış politika sorunlarına, ‘ilkesel bazlı dış politika’ yaklaşımımızla yaklaşıyoruz. Biz ilkeleri esas alıyoruz, ülkelerin egemenliğini esas alıyoruz, kural bazlı bir sistemi esas alıyoruz, ilkelerle günün realiteleri arasındaki denge üzerinde de bir siyaset geliştirmeye gayret ediyoruz. Bölgemizdeki bütün çatışma alanlarında önce ilkemizi koyuyor ve bu ilkeler çerçevesinde de barışın, istikrarın ve huzurun sağlanması için neler yapılabilir onun üzerinde canla başla gayret ediyoruz.”
Rusya-Ukrayna arasındaki savaş
Rusya-Ukrayna savaşının 4’üncü yılını geride bıraktığını anımsatan Kurtulmuş, savaşın ilk gününden itibaren bölgede daha fazla savaş olmaması için her iki tarafın kabul edeceği hakkaniyetli bir barışın esas çözüm olduğunu, müzakerelerden başka bir yol olmadığını her fırsatta dile getirdiklerini söyledi.
“Dolmabahçe’de açtığımız barış masası, her ne kadar başkaları tarafından bozulmuş olsa da biz Rusya-Ukrayna arasında müzakereden başka bir yol olmadığını, güç kullanarak sorunun çözülemeyeceğini her platformda dile getiriyoruz.” diyen Kurtulmuş, Türkiye’nin dış politikadaki en temel tercihlerinden birinin, konu ne kadar ağır, karmaşık olursa olsun, müzakere masasının asla terk edilmemesi, diplomasi kurallarının asla ortadan kaldırılmaması olduğunu belirtti.
Kurtulmuş, Somali ile Etiyopya arasındaki gelişmelerde, Balkanlar’da barışın, istikrarın ve emniyetin sağlanmasında ilgili ülkelerle aynı şekilde hareket ettiklerini vurguladı.
Kafkaslar’da da bölgesel barışın sağlanabilmesi için ilgili bütün ülkelerin en zor meselelerini bile masada çözmesinin en iyi ve doğru yol olduğunu ifade ettiklerini söyleyen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hiç şüphesiz bölgemizdeki ve yakın çevremizdeki bu sorunların içerisinde en ağırı, en karmaşığı ve bütün insanlığın ortak meselesi olan konu, Filistin meselesidir. Filistin meselesi çözülmeden, iki devletli çözüm fikri gerçekten kuvveden fiile geçmeden, Orta Doğu’ya barış gelmesi mümkün değildir. Tarih boyunca böyledir. Tarih boyunca dünya barışının kapısı Orta Doğu’dur, Orta Doğu’daki kapının anahtarı da Filistin meselesidir. Filistin halkının da en az bölgedeki diğer bütün halklar kadar özgür ve egemen bir halk olduğunu kabul etmek insanlığın ilk şartıdır. Biz başkaları gibi arzı mevuda ya da seçilmiş insanların yaşadığı bir ülke inancına asla prim vermeyiz. Hiçbir halk tanrı tarafından seçilmiş değildir. Hiçbir toprak Cenab-ı Allah tarafından herhangi bir millete vadedilmiş değildir. Kendi yankı odalarında konuştukları şeyleri hayata geçireceğini zannedenler yanılıyorlar. Filistin meselesi insanlığın ortak vicdanıdır.
75 bini aşkın Filistinli şehidin her birisi boşuna ölmemiş, boşuna hayattan koparılmamıştır. Onların her birisi insanlığın ortak hatıralarında, hafızalarında yer alacak, kıyamete kadar onurlu bir milletin direnişinin sembolü olarak yad edileceklerdir. Bu çerçevede uluslararası camia olarak en temel ödevlerimizden, en temel yükümlülüklerimizden birisi de mutlaka Filistin davasında iki devletli çözüm prensibine yaklaşmak ve bu alanda da uluslararası camiadaki dostlarımızın sayısını artırmaktır. Çok şükür sevinerek müşahede ediyoruz ki İsrail’in zulmü ve soykırımı ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin, insanlığın vicdanında da Filistin’e karşı sempati o kadar yükselmekte, Filistin halkıyla dayanışma ruhu o kadar yükselmektedir.”
“Suriye halkının tamamı Suriye’nin sahibidir”
Suriye’de gerçekleşen devrimin bölgedeki önemli gelişmelerden birisi olduğunun altını çizen Kurtulmuş, “60 yıl kapalı bir rejim olarak, fevkalade katı bir otokrasi olarak Suriye yönetimi, Suriye halkına büyük zulümler ve baskılar uygulamış, milyonlarca insanın göçmen olmasına, yine milyonlarca insanın hayattan koparılmasına vesile olmuştur.” dedi.
Suriye’deki rejim değişikliğiyle birlikte halkın yeni Suriye’nin kurucusu ve ortağı olduğunu dile getiren Kurtulmuş, yeni Suriye yönetiminin de kısa bir süre içerisinde uluslararası alanda tanınan, özellikle uygulanan yaptırımların sona ermesiyle uluslararası camiada etkin bir aktör olma yolunda hızla ilerlediğini ifade etti.
Türkiye’nin, Suriye’deki devrimin ertesi gününden itibaren ilgili bütün taraflara üç temel prensibi tavsiye etmeye çalıştığını belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu prensiplerden birincisi, Suriye’de mutlaka ama mutlaka kapsayıcı bir rejimin kurulması, etnik ve mezhebi bakımdan bütün farklılıkların bir araya getirildiği yeni bir Suriye’nin inşa edilmesidir. Suriye ne bir tek etnik kökenin ne de bir tek mezhebin ülkesidir. Dini, mezhebi ve etnik farklılıklarıyla Suriye halkının tamamı Suriye’nin sahibidir. İkinci prensibimiz, Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. Suriye’nin bölünmeden, parçalanmadan, herhangi bir şekilde ayrışmanın içerisine gitmeden, herkesi bir arada tutan üniter bir yapı içerisinde hareket etmesi hem Suriye’nin güvenliği için hem bölge güvenliği için elzemdir. Üçüncü olarak söylediğimiz şey de Suriye’deki bütün silahlı grupların tasfiye edilerek tek bir ordunun, tek bir silahlı gücün olması, bu çerçevede de Suriye’deki bütün silahlı grupların yeni Suriye rejiminin içerisinde entegre edilmesinin temin edilmesidir.
Şunu sevinerek görüyoruz. Söylediğimiz bu üç alanda da oldukça hızlı gelişmeler gerçekleşiyor. Özellikle Türkiye’yi ilgilendiren kısmıyla Suriye yönetimiyle SDG arasındaki entegrasyon, başarılı bir şekilde ilerliyor. Ümit ederiz ki en kısa süre içerisinde bütün bu engeller, bütün bu durumlar en iyi şekilde geçilecek ve o 60 yıllık karanlık rejimin izlerinin tamamı silinecektir. Ayrıca Suriye’nin güvenliği, diğer bütün bölge ülkelerinin güvenliği gibi, Türkiye için de çok önemlidir, bizim için de birebir güvenlik meselesidir. Biz bunun için Suriye’deki bütün dostlarımıza birliği, beraberliği, kardeşliği tavsiye ediyoruz ve Türkiye olarak her zaman bir ve bütün Suriye’nin yanında olduğumuzu, onlarla da kıyamete kadar aynı coğrafyada birlikte olacağımızı ifade ediyoruz.”
Terörsüz Türkiye hedefi
Türkiye’nin, büyük güçlerin vekalet savaşlarının unsurları olarak kullanılan terör örgütlerinden çok çektiğini söyleyen Kurtulmuş, Cumhuriyetin ilk 100 yılının neredeyse yarısının terörle mücadeleyle geçtiğini belirtti.
Kurtulmuş, on binlerce insanın hayatına mal olan terör ve şiddet sarmalının, aynı zamanda Türkiye’nin en az 2 trilyon dolarlık bir maddi kayba uğramasına neden olduğunu belirtti.
Türkiye’nin, bu meselenin tamamen ortadan kaldırılması, bir daha bu ülkede silahların asla konuşmaması için demokratik bir adım attığını anlatan Kurtulmuş, terör örgütünün kendisini feshetmesi ve silahlarını teslim etmesiyle birlikte TBMM’de bir siyasi parti hariç bütün siyasi partilerin katılımıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nu kurduğunu ve bu sorunun çözümü için ortak bir çalışma yaptığını ifade etti.
Kurtulmuş, 5 Ağustos’tan bu yana 21 toplantı yaptıklarını, kendi görüşleri A ve Z kadar farklı olmakla birlikte bütün siyasi partilerin ortak bir raporda, ortak bir yol haritasında, bir çerçevede anlaşarak çatışma çözümleri bakımından dünya literatürüne geçecek “Türkiye modeli”ni ortaya çıkardığını vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bundan sonra en kısa süre içerisinde terör örgütünün bütünüyle tasfiyesi ve silahların tamamıyla bırakılmasıyla birlikte yapılacak yasal düzenlemeler, Türkiye’de artık bu 50 yıllık çatışmalı dönemi geride bırakacak, bu terör ve şiddet sarmalını ortadan kaldıracaktır. Böylece bu ülkedeki 86 milyon yurttaşımız etnik kökeni ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, demokratik standartları yüksek bir Türkiye’nin özgür ve eşit yurttaşları olarak yaşayacaklar ve Türkiye Cumhuriyeti kazanmış olduğu bu büyük ivme ile birlikte çok daha güçlü bir ekonomik kalkınma sürecinin içine girecektir.”
Sadece bölgede değil, dünyanın her yerinde barış ve esenliğin hakim olmasını dilediklerini belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Ümit ve temennimiz yeryüzünün her yerinde mağdurların, mazlumların elinden tutabilecek güce ve kudrete sahip olabilmektir. Ümidimiz ve temennimiz, dünyanın her yerinde zalimi, zulmünden alıkoyabilecek bir uluslararası sistemi kurabilmeyi Cenab-ı Allah nasip etsin. Bu çerçevede doğruluktan, insanlıktan, barıştan ve adaletten yana olan fikirlerimizi bir araya getirmeyi ve birlikte insanlık cephesi olarak ortak bir şekilde mücadele edebilmeyi ve 21. yüzyılın kalan döneminde insanlık için altın bir başlangıç yapabilmeyi yani barışı ve huzuru temin edecek bir sistemi kurabilmeyi Cenabı- Allah bizlere nasip etsin. Bu sadece bir ülkenin, sadece birkaç ülkenin değil, barıştan, hakkaniyetten, insaftan ve vicdandan yana bütün halkların ortak başarısı olsun, bütün milletlerin ortak kazanımı olsun.”
Cibuti’nin Ankara Büyükelçisi Abdillahi büyükelçiler adına söz aldı
Programda, Cibuti’nin Ankara Büyükelçisi Aden Houssein Abdillahi de büyükelçiler adına bir konuşma yaparak, Türkiye’nin, diyalog, insani ilkeler ve iş birliğini teşvik etmede uzun zamandır cömertlik ve liderliğin sembolü olduğunu belirtti.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, uluslararası toplumun, daha fazla yıkımı önlemek ve uluslararası hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasını sağlamak için Birleşmiş Milletler gibi kurumlar kurduğunu dile getiren Abdillahi, bu kurumların egemenliğe saygı, sivillerin korunması, barışçıl diyalog ve uluslararası iş birliği gibi ortak değerler üzerine kurulduğunu anımsattı.
Abdillahi, uluslararası hukukun tüm uluslara eşit şekilde uygulanması gerektiğini vurguladı.
Ramazan ayında, 21. yüzyılın en büyük trajedilerinden birini yaşayan, bugün bile devam eden bir soykırıma maruz kalan Gazze halkını anan Abdillahi, Gazze’de yaşanan trajedinin, tarihte silinmez bir iz olarak kalacağını belirtti.
Muhabir: Ali Kemal Akan,Huzeyfe Tarık Yaman
























