ANTARKTIKA (AA) – 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda devam ediyor.
Sefer kapsamında Antarktika’daki göller ve kıyı suları, Türk bilim insanları tarafından detaylı biçimde incelendi.
Periglasiyal göllerin binlerce yıllık iklim arşivinden denizlerdeki potansiyel toksik plankton türlerine, kalıcı organik kirleticilerin taşınımından göl sedimanlarındaki mikrobiyal çeşitliliğe kadar uzanan çalışmalar, Beyaz Kıta’nın sucul ekosisteminin hafızasını ortaya koymayı amaçlıyor.
Elde edilen veriler, hem geçmiş iklim kayıtlarını hem de geleceğe dair çevresel riskleri ortaya koymayı hedefliyor.
Sefer katılımcısı Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Çelen, Antarktika’daki çalışmalarının organik kirleticilerle ilgili olduğunu belirterek, “Kalıcı organik kirleticiler havada, suda ve karada birikebiliyor. Bu kirleticilerin Antarktika’ya kadar ulaşıyor olması üzücü. Bu kirleticiler hangi kaynaklardan buralara ulaşıyor? Bunu araştırmak üzere bir proje yürütüyoruz.” diye konuştu.
Bu amaçla Horseshoe Adası’nda hava, deniz suyu, karasal sedimentte ve kıyı sedimentinde örnekler topladıklarını ifade eden Çelen, “Bu örnekleri Türkiye’ye döndüğümüzde analiz edeceğiz ve yerel kaynaklardan mı yoksa uzak taşınımla mı ulaştıklarını tespit etmeye çalışacağız.” dedi.
Çelen, kirleticilerin doğada sürekli izlenmesinin önemine değinerek, “Umarım bu çalışmayla ve bundan sonraki çalışmalarla kalıcı organik kirleticiler düzenli olarak izlenir ve tam olarak kaynakları tespit edilerek gerekli önlemler burada da alınabilir. Antarktika maalesef bu kirleticilerin yutak alanı özelliği taşıyor. Bu nedenle aldığımız örneklerde kalıcı organik kirleticileri tespit edebileceğimizi düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
“Materyaller aracılığıyla bu göllerin hayat macerasını tanımaya çalışıyoruz”
Sefer katılımcısı Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Atilla Karataş da okyanuslar, denizler ve göllerin yeryüzünün kara kutuları gibi olduğunu söyledi.
Karataş, şunları kaydetti:
“Özellikle Antarktika gibi dünyanın uzak bir köşesinde bulunan ve bizim göllerimize göre çok daha genç sayılabilecek, ‘periglasiyal’ diye tabir edilen buzul çevresi göllerin tabanlarında, izole ortamlarda konuşlanmış tortullar içerisinde geçmiş dönemlere, yani insanların henüz var olmadığı dönemlere ait hatıralar saklıdır. Biz bu dingin, sakin ve izole göl diplerinde birikmiş materyal içerisinden istifi bozmadan aldığımız örnekler üzerinden polen, diatom ve mikroskobik canlı kalıntıları gibi materyaller aracılığıyla geçmişe dair okumalar yapmaya, bu göllerin hayat macerasını tanımaya çalışıyoruz. Bu göllere bakarak bizim göllerimizin çocukluğunu, bizim göllerimize bakarak da buradaki göllerin geleceğini görme şansı yakalıyoruz.”
Nüfusun, faaliyetlerin ve tüketimin artması gibi nedenlerle suya erişimin zorlaştığı koşullarda, su kaynaklarının varlığını daha stratejik kılan bu süreçte kendilerinin bu kaynaklara dair verileri çoğaltmaya ve korunmalarına katkı sunmaya çalıştıklarını anlatan Doç. Dr. Karataş, sefer ekibinin kendi ihtisas alanları doğrultusunda Türkiye’nin ve dünyanın geleceğine katkı sunmaya çalıştığını dile getirdi.
Sefer katılımcısı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül Feray Gökdere ise Antarktika’ya gelme sebebinin, iklim değişikliğinin paleoiklim kısmını araştırmak olduğuna vurgu yaparak, “Bu nedenle göllerden dip çamuru alıyoruz. Sediman karotları alıyoruz ve günümüzden geriye doğru giderek iklim değişikliklerini gözlemliyoruz. Bunu yapma sebebimiz hem geçmişi anlamak hem de geçmişi anlayarak geleceğe perspektif oluşturmak, modellemeler yapmak.” dedi.
Gökdere, Antarktika’da bu çalışmayı yapmış olmanın kendisini çok mutlu ettiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü birçok veriyle kıyaslayabileceğimiz uzun bir zaman diliminden elde edeceğimiz paleoiklim verilerini diğer verilerimizle karşılaştırabileceğimizi düşünüyoruz. Örneklemeleri karotiyer ve gravite karotiyer ile yaptık. Serbest düşme metodunu kullandık. Buraya cihaz taşımanın imkansız olduğu bir noktada tamamen bilek gücüyle, hocalarımızın ve değerli katılımcıların yardımıyla örneklerimizi aldık. Şu anda bütün amacımıza ulaşmış bulunmaktayız. Bunun için ayrıca mutluyum. Teşekkür ediyorum.”
“Veriler yeni moleküllerin ve yeni türlerin keşfi için önemli bir envanter oluşturacak”
Sefer katılımcısı ve TÜBİTAK MAM Deniz Araştırmaları ve Teknoloji Araştırma Grubu’nda araştırmacı Dr. Hicret Aslı Yalçın da projesi için Horseshoe Adası’nda bulunan dört gölden sediman örnekleri aldığını söyledi.
Yalçın, bu sediman örneklerini göl ekosisteminde bulunan biyoçeşitliliğin tespiti için kullanacaklarını ve bazı metadinamik araştırmalar yapacaklarını anlatarak, “Elimizde 2023, 2024 ve 2025 yıllarına ait sediman örnekleri de bulunuyor. Bu yıl 2026 örneklerini de aldık. İzleme amacıyla bu projeyi tamamlamayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Toplanan verilerle karşılaştırmalı analizler yapacaklarını ifade eden Yalçın, “Ayrıca suyun fizikokimyasal özelliklerine dair parametreleri de topladığımız için ilişkilendirme analizleri planlıyoruz. Bu projeden elde edeceğimiz veriler yeni moleküllerin ve yeni türlerin keşfi için önemli bir envanter oluşturacak. Çevresel DNA çalışmaları Antarktika’da oldukça yeni. Türk araştırmacılar olarak literatürde iz bırakmak istiyoruz. Umarız ülkemize de büyük katkılarımız olur.” şeklinde konuştu.
Sefer katılımcısı ve İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Yüksek Lisans Öğrencisi Beyza Doruk ise proje kapsamında Antarktika’ya geldiği bilgisini paylaşarak, şunları kaydetti:
“Projemiz kapsamında Batı Antarktika’daki Horseshoe Adası çevresinde su örneklemeleri yaptık. Oşinografik parametrelerle birlikte deniz suyu ve plankton kepçesi ile örnekleri topladık. Topladığımız örneklerle plankton türlerini tanımlamayı hedefliyoruz. Aynı zamanda bu türlerin potansiyel olarak zararlı ya da toksin üretme kapasitelerini belirlemeyi amaçlıyoruz.”
Türkiye’ye döndükten sonra topladıkları örneklerin toksin analizlerini gerçekleştireceklerinin altını çizen Doruk, “Ayrıca tek hücre izolasyonu yaparak suş elde etmeyi hedefliyoruz. Elde ettiğimiz suşlarla sıcaklık ve tuzluluk gibi çevresel değişkenlerin türler üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz. Böylece bu türlerin iklim değişikliğine karşı olası tepkilerini gözlemlemiş olacağız. Sonuç olarak projemiz kapsamında Horseshoe Adası çevresindeki potansiyel zararlı ve toksik türler hakkında veri seti oluşturmayı amaçlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Muhabir: Şebnem Coşkun























