Bugün, sokaklarında yürüdüğümüz, havasını soluduğumuz gerçek dünya ile telefon ekranlarımızın ardına gizlenmiş sanal dünya arasında devasa bir uçurum var. Ne yazık ki Türk toplumu, TikTok ve Instagram gibi platformların esiri olarak acı bir kültürel erozyonun tam ortasından geçiyor. İnsanımız, gözünün önündeki hakikati görmeyi reddedip dijital bir illüzyonun peşinden koşarken, asırlık toplumsal değerlerimiz de birer birer dijital dehlizlerde kayboluyor.
En büyük yarayı, toplumun temel taşı olan aile yapımız alıyor. TikTok koridorlarında kaybolan sadakat duygusu, eşlerin birbirini aldatma hikayeleriyle her gün biraz daha çürüyor. İşin en acı tarafı ise, bu aile facialarının, ahlaki çöküşlerin ve ihanetlerin, reyting uğruna reality gündüz kuşağı programlarında birer eğlence malzemesi haline getirilmesi. Kameralar önünde normalleştirilen bu rezaletlere karşı caydırıcı ve sert cezaların olmaması, Türk toplumunu ve kutsal aile yapısını her gün ekran başında küçük düşürüyor. Ahlaksızlık cezalandırılmadığı, aksine reytingle ödüllendirildiği için meşrulaşıyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise “fenomenlik” adı altında türeyen yeni nesil türedi zenginler var. Ne idüğü belirsiz, dar pantolonlarıyla sokak kabadayılığına soyunan, racon keserek kitleleri peşinden sürükleyen bu modern kalpazanlar, dijital dünyanın yeni “rol modelleri” haline geldi. Gösterişli düğünler, lüks arabalar ve şatafatlı hayatlar ardında dönen kara para aklama çarkları, toplumun adalet duygusunu derinden yaralıyor. Alın teriyle, namusuyla çalışan milyonlarca insan bu arsız zenginleşme karşısında ezilirken, bu illegal düzenin aktörleri sosyal medyada milyonlarca hayran topluyor.
Bu karanlık tablonun en büyük kurbanı ise geleceğimiz, yani gençlerimiz. Genç nesil, artık bu platformların inşa ettiği sanal bir devletin, hayali bir ekosistemin içinde yaşıyor. Gerçek hayatın sorumluluklarından, emeğin kutsallığından kopan gençler, bu sahte dünyaya bakarak “kolay para kazanma” hırsının pençesine düşüyor. Okumak, üretmek, çalışmak artık “enayilik” gibi pazarlanıyor. Sonuç mu? Gerçek yaşamın dinamiklerini göremeyen, psikolojik olarak kırılgan, sorunlu ve emeksiz zenginleşme hayaliyle hayata küsen kayıp bir nesil.
Sosyal medya, sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkıp toplumsal genetiğimizi bozan organize bir tehdide dönüşmüştür. Eğer bugün ailemizi, gençlerimizi ve ahlaki değerlerimizi korumak adına dijital dünyaya karşı hukuki, kültürel ve caydırıcı adımlar atmazsak; yarın koruyacak bir “toplum” bile bulamayabiliriz. Ekranları kapatıp gerçeğe dönmenin vakti geldi de geçiyor.
ADEM YAŞAR



















