TBMM (AA) – Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda, siyasetlerinin günü kurtaranların değil tarih yazanların, koltuk kapma yarışının değil görevleri bir bayrak yarışı bilmenin temsili olduğunu belirtti.
Türkiye’nin içeride ve dışarıda karşı karşıya bulunduğu tehditlerin yoğun, bölgedeki çatışmaların derin, küresel rekabetin acımasız olduğunu bildiren Bahçeli, böyle bir ortamda aklıselim adımlar atmanın, sabır ve sağduyu ekseninde kararlar almanın, gelişmeleri devlet ciddiyeti ile okumanın yol haritası olması gerektiğini vurguladı.
Cumhur İttifakı’nın da böyle gündem içinde bir tarihi ihtiyaçtan doğduğunu, bir milli zorunlulukla kökleştiğini, 8 yılda atılan tüm adımlarda milli bekayı Kutup Yıldızı bellediğini ifade eden Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın, habis ve haset niyetlere karşı kenetlenmiş bir mukavemet hattı olduğunu dile getirdi.
Cumhur İttifakı’nın krizden medet umanların değil çözüm arayanların, kaosun kokusunu alınca el ovuşturanların değil düzeni sağlayanların varlık cephesi olduğunun altını çizen Bahçeli, şunları söyledi:
“Cumhur İttifakı’nın omuzlarında yükselen Terörsüz Türkiye süreci evlatlarımızın can emniyeti, sınırlarımızın dokunulmazlığı, iç cephemizin sağlamlığı, milli birliğimizin muhafazası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki kanlı ve karanlık engel ile emellerin bütünüyle tasfiyesi demektir. Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca bugünün değil, yarınların da meselesidir. Terörün gölgesinin düştüğü bir coğrafyada kalıcı kalkınmadan, güçlü demokrasiden, huzur ve barıştan bahsetmek mümkün değildir. Cumhur İttifakı, terörden arınmış, iç ve dış kuşatmaları yarmış, ekonomik darboğazdan kurtulmuş, lider ülke Türkiye’nin sigortasıdır. Mücadelemiz devam ederken, vaziyet açıkça ortadayken, çıkıp da ara veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmak, sandık hesaplarıyla gündemi karıştırmak, küçük ihtirasların aklı felce uğratmasından başka bir şey değildir.”
Son günlerde yaşanan “ara seçim” ve “erken seçim” tartışmalarına değinen Bahçeli, hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısının “basiretsiz muhalefetin” ayak oyunları olduğunu söyledi. “Seçim” diye tutturanların milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuştuğunu dile getiren Bahçeli, şöyle devam etti:
“Yersiz ve vakitsiz öz güven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye’nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir. Seçim, siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir, onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara formüllere, dolambaçlı yollara, keyfi oyunlara mahal verilmeyecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz de budur: Türkiye’nin istikbaliyle oynatmayız, istikrarı tartışmaya açmayız, ikbal hesaplarına huzurumuzu peşkeş çekmeyiz, milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz.Türkiye yoluna devam edecektir ve hiç kimse bu yürüyüşü durduramayacaktır. Çünkü bu yürüyüş, bir partinin değil bir milletin yürüyüşüdür.”
Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM’nin açılışının 106. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, TBMM’nin kuruluşunda iradesi, duası, cesareti ve fedakarlığı bulunanları yad etti. 1918’den 1920’ye uzanan dönemin, Türk milleti bakımından yalnız askeri mağlubiyetlerin, diplomatik tazyiklerin, işgal dayatmalarının ve coğrafi kuşatmanın devri olarak okunamayacağına dikkati çeken Bahçeli, o yılların bütün yıkıntılarının arasından devlet fikrinin hangi şartlarda diri kalabileceğini, millet iradesinin hangi eşiklerde yeniden kurucu bir mahiyet kazanabileceğini gösteren derin bir tarih imtihanı olduğunu aktardı.
“Türk milleti, istiklal mücadelesini yalnız cephedeki silah kudretiyle yürütmemiş, temsil fikriyle, hukuk şuuru ile ve Meclis iradesiyle tahkim etmiştir. Bu bakımdan Birinci Meclis, savaş şartlarının zorunlu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez. O Meclis, milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının, devlet iradesine dönüşmüş halidir” değerlendirmesinde bulunan Bahçeli, şunları kaydetti:
“Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, emperyalizmin istikametini bozan, üzerinde güneş batmayan sözde imparatorluklara diz çöktüren, vesayet dayatmasına ve esaret zincirlerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yol başçılığında baş kaldıran bir milletin, kendi mukadderatına bizzat hakim olduğu kutlu dönüm noktasıdır. Yurdun dört bir yanı işgal edilmişken, kara yolları, demir yolları milletin tasarrufundan sökülüp alınmışken, kadınıyla çocuğuyla genciyle yaşlısıyla Türk milleti bir başka devlete maiyet ve mahkumiyet tehdidiyle çepeçevre sarılmışken Ankara’da yanan meşale, karanlığı yaran milli uyanışın, esareti reddeden kararlılığın ve Anadolu’dan hayat bulacak bir şahlanışın adı olmuştur. TBMM, milli iradenin ete kemiğe bürünüp hüviyet kazandığı, hüküm ve haysiyet tesis ettiği, hakimiyet iradesinin milletin kendisine teslim edildiği, hürriyet sevdasının devlet nizamına tahvil edildiği tarihi yürüyüşün cümle kapısıdır. TBMM, meşruiyetini garbın başkentlerinden değil, Türk milletinin bağrından almıştır. Türk milleti ise egemenlik hakkını Malazgirt’te atasının açtığı Anadolu kapısından, Söğüt’te filizlenip cihanı saran o koca çınardan, İstanbul’un fethiyle katlanan şanından, Çanakkale’de yazılan destandan ve her karışı şehit kanıyla sulanan toprağından almaktadır. TBMM, ateş çemberine alınmış bir vatanın, yoklukla imtihan edilen ocakların, namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur. Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde semalara yükselen duaların, Rahman’a açılan avuçların, besmeleyle atılan adımların, tekbirlerle yürünen yolların ardından kapılarını açmıştır.”
” 23 Nisan atiye olan ahdimizdir”
Gazi Meclis’in milletin istiklal beratı, istikbal ruhsatı, istikrar sancağı olduğunu ve ilelebet payidar kalacağını belirten Bahçeli, “Ulusal egemenlik ifadesi manasını TBMM’de, ‘çocuk bayramı’ ifadesi ise manasını evlatlarımızın neşesinde bulmaktadır. 23 Nisan’ın gelecek nesillerimize armağan edilmiş olması ne tali bir tercih ne tesadüfi bir irade ne de temelsiz bir tasarruftur. 23 Nisan’ın ‘Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ olarak kutlanması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nesillerine verdiği önemin en açık tezahürlerinden biridir.” dedi.
Devletin yalnız bugünün emniyetini sağlamak için kurulmayacağını, dünün hafızasını, bugünün mesuliyetini ve yarının emanetini aynı süreklilik düzeni içinde taşımak için kurulacağını ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocuk ise bu sürekliliğin en saf, en narin ve en belirleyici varlığıdır. Bir milletin geleceğe dair iddiası, en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür, zira çocuk, yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet fikrinin yarına uzanan canlı cevheridir. Çünkü çocuk, ailenin sevinci olduğu kadar milletin devam fikridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin yarınki insan mayasıdır. Çocuk, korunması gereken bir emanet olduğu kadar toplumun ahlaki seviyesini gösteren en berrak aynadır. Bir milletin çocuklarına bakışı, aslında kendi geleceğine bakışıdır. Bir devletin çocukları koruma biçimi ise yalnız bugünkü şefkatini değil, yarına dair tasavvurunu, insan anlayışını ve medeniyet iddiasını da ortaya koyar. Hakimiyet, millet nezdinde egemen kılınırken çocuklarımızın varlığında ebedi kılınmıştır. İşte bu sebeple 23 Nisan, atiye olan ahdimizdir. Evlatlarımız, bu topraklarda sürecek hükümranlığımızın, yazılacak hikayelerimizin, söylenecek sözlerimizin, yazılacak şiirlerimizin, dilden dile dolanacak türkülerimizin beyannamesidir.”
Bahçeli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Birinci Meclis’in bütün kahramanlarını, İstiklal Harbi’nin aziz şehitlerini, gazileri ve vatan uğruna fedakarlık gösteren bütün büyükleri rahmet, minnet ve hürmetle andı.
Her koşulda vazifesine sadakat gösterecek fedakar öğretmenleri, evladını daha iyi yetiştirmek için gecesini gündüzüne katan, gerekirse rahatından, rızkından, uykusundan kısan cefakar ana ve babaları hürmetle ve sevgiyle selamladığını söyleyen Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da kutladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın yüklediği en ağır vazifelerin başında eğitimin geldiğini vurgulayan Bahçeli, Milli Mücadele yıllarında Ankara’da toplanan Birinci Maarif Kongresi’nin kurtuluş iradesinin cephede olduğu gibi eğitimde de tesis edileceğini gösterdiğini dile getirdi.
Kongre’nin 1921 yazında savaş şartları altında Ankara’da toplanmasının eğitim meselesinin Cumhuriyet’in ilk yıllarında tali değil, kurucu bir başlık olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyduğunu belirten Bahçeli, savaşın en kritik anında Türk milli eğitiminin esaslarının belirlenmesinde tarihi bir adım olan Kongre’yi, “eğitimin ertelenemez bir milli ihtiyaç olduğunun tarihi simgesi” şeklinde nitelendirdi.
“Test ile tost arasına sıkışmış, 5 şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış bir gençlik olmamalı”
Eğitimin günübirlik siyasi çekişmelerin, dar ideolojik hesapların, kısır polemiklerin konusu olmadığını ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
“Eğitim, doğrudan doğruya milli beka meselesidir. Eğitim, milletin istikbal meselesidir. Eğitim, ağacın yaşken eğildiği, karakterin küçük yaşta yoğrulduğu, bir milletin yarınlarda nasıl bir hüviyete kavuşacağının tayin edildiği hayati bir merhaledir. Okullarımız, ilim ve fennin zihinlere kazındığı kadar vatan ve millet sevgisinin minik yüreklere nakşedildiği asli mevzilerdir. Okullarımız, İstiklal Marşı’nın tarihi önemiyle birlikte anlamının kavrandığı, özgürlüğün kıymetinin öğretildiği, aidiyet duygusunun evlatlarımızın ruhlarında kök saldığı şahsiyet inşa alanıdır. Milli eğitim ile temel hedefimiz, diploma sahibi fakat istikametsiz evlatlar değil, vatan bilen, yurt bilen, milletini seven, devletini sayan, fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller yetiştirmektir. Türk gençliği, test ile tost arasına sıkışmış, 5 şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır. Türk gençliği, cebri bildiği kadar besteyi de duyan, fiziği kavradığı kadar edebiyattan anlayan, teknolojiyle büyüyen fakat sanattan kopmayan, dünyayı tanıyan fakat kendi köküne yabancılaşmayan bir anlayışla yetiştirilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığımızın bütçesinin fiziki yatırımlar kadar çocuklarımızın zihinlerine, ruhlarına, karakterlerine ve kabiliyetlerine nasıl dokunduğunu konuşmamız gerekmektedir.”
Matematikle parlayan zihinler kadar şiirle çözülen dillere, sporla disiplin kazanan bileklere, sahnede cesaret kazanan yüreklere alan açılması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Çünkü çocuklarımıza bugün ayırmadığımız her imkan, yarın milletçe ödeyeceğimiz ağır bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır.” ifadesini kullandı.
MHP lideri Bahçeli, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan olaylara işaret ederek, bu hadiselerin sığ ve yüzeysel değerlendirmelerle geçiştirilemeyeceğinin altını çizdi.
Bu vahim gelişmelerin vicdanlarda derin yarıklar açtığını dile getiren Bahçeli, “Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte serinkanlı, sağduyulu ve çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo, çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle, okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle, dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir. Bir çocuğun zihninde şiddet, öfke, yalnızlık ve taklit arzusu aynı anda birikiyorsa, orada yalnız ceza hukukunun konusu bulunan bir fiil meydana gelmez, aynı zamanda toplumun dikkatle okuması gereken bir işaret belirir.” değerlendirmelerinde bulundu.
“Evlatlarımız, geleceğimiz dijital bir kuşatma altındadır”
Dijitalleşmenin yaygınlaşmasıyla çocukların ekran başında geçirdikleri sürenin arttığını vurgulayan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Evlatlarımız, sosyal medya platformlarında aldıkları beğeni sayılarıyla kendi değerlerini tartmakta, artan takipçi sayılarıyla itibar kazandıklarını zannetmekte, bir parmak hareketiyle verilen anlık tepkiler ile hakiki duyguları ister istemez birbirine karıştırmaktadır. Evlatlarımız, geleceğimiz dijital bir kuşatma altındadır. Teşhiri mahremiyetin önüne geçiren anlık ve geçici zaferler, emek ve sabrın önüne geçmektedir, akranları arasında sistematik olarak alaya, linçlere, aşağılamalara, dışlamalara maruz kalan bir yavrumuzun tertemiz kalbinde kapanması zor yaralar açmaktadır. Parlak ekranların sunduğu evrenin büyüsüne kapılan yavrularımız, dikkat eksikliği ve uyku problemleri arasında yitip gitmektedir. Nimet ile tehdit arasındaki ince kırmızı çizgiyi evlatlarımızla birlikte idrak etmeliyiz. ‘Azı karar, çoğu zarar’ diyen atalarımızın öğüdünü, dijital çağın curcunası içinde yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz.”
Bahçeli, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olayların akabinde yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini hatırlatarak, “Çok sayıda Telegram grubunun kapatılması ve onlarca şahıs hakkında adli işlem başlatılması, dijitalleşmenin denetimsiz kaldığında yalnız bireyi değil, toplum hayatını da zehirleyen bir fesat düzenine dönüşebildiğini açıkça göstermiştir.” diye konuştu.
Dijital mecraların, sohbet odalarının, sohbet gruplarının, uygulama ve kanalların masum bir haberleşme alanı olmaktan çıktığını vurgulayan Bahçeli, tehlikenin sadece ekran bağımlılığı olmadığını, aynı zamanda kötülüğü çoğaltan, şiddeti özendiren, suçu meşrulaştıran, acıyı istismar eden ve çocukların tertemiz vicdanını hedef alan dijital bir bozgunculuk iklimi olduğunu kaydetti. Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Evlatlarımızı sosyal medyanın ve televizyon ekranlarının hoyrat ve şiddeti normalleştiren diline, kapalı devre karanlık mecralarda kümelenen bozguncu yapılara, sanal alemin kimliksiz iklimine, haysiyet yoksunlarının mesuliyetsiz çağrılarına terk edemeyiz. Ekran ışığı arttıkça yavrularımızın gözlerindeki fer sönmesin diye, uygulamaların istilası, ailelerimizle geçirilen vakitten çalmasın diye, bağlantılar çoğaldıkça, arkadaşlık istekleri arttıkça, takipçi halkaları genişledikçe yalnızlaşan, yabancılaşan, içine kapanan, köklerinden uzaklaşan bir nesil ortaya çıkmasın diye bugünden harekete geçmek zorundayız.”
“Günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesi”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, fertte başlayan çözülmenin cemiyete sirayet edeceğini, cemiyette büyüyen zaafın ise milletin istikbalini tehdit edeceğini dile getirerek, “Dijitalleşme, değerlerimizi aşındırdığında, televizyon karşısında geçen süreler uzadıkça, aile içi sessizlikler katlandıkça, sözde sosyal medya fenomenlerinin sözleri kıymetli öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe, sınırsız ve denetimsiz özgürlük fikirleri okulun terbiye gücünü budadıkça, çocuklarımız kapsamı öngörülemeyen içerik tufanının içine savrulduğunda, böylesi trajedilerin zemini genişlemektedir.” dedi.
Çözümün yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlileri, duvarlara asılacak kameralarla sağlanamayacağını vurgulayan Bahçeli, hadise vuku bulduktan, canlar yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamanın kendilerinin meşgalesi olmadığını ifade etti.
Meselenin daha derinde, daha vahim ve geniş olduğuna dikkati çeken Bahçeli, “Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil, kökünü kazıyanlardan olacağız ve bu mücadele, günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aileyi tahkim etmeden, mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkisine yeniden kavuşturmadan, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur.” diye konuştu.
Bahçeli, yapılması gerekenlerin çocukları yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamayacağını söyleyerek, “Çocukları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir. Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir, ilgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güven isteyen bir emanettir.” değerlendirmesinde bulundu.
Eğitim sisteminin bu hakikati merkeze alması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Eğitim, bilgi aktarımından ibaret görülemez, insanın iç düzenini kurma sanatıdır. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar merhamet, ölçü, sabır, haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir. Öğretmenlerimiz yalnız sınıfta ders veren görevliler değil, toplumun ahlaki omurgasına temas eden ve çocuklarımızın şahsiyet dünyasını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir.” ifadelerini kullandı.
“Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davasının baştan ölü doğacağını vurgulayarak, öğretmeni, “mektebin haysiyeti, maarifin taşıyıcı kolonu, milletin istikbaline istikamet veren ilim ve irfan neferi” olarak nitelendirdi.
Öğretmeni ikinci bir ana baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup ders anlatan bir memur konumuna sürüklemenin izahı mümkün olmayan bir gaflet olduğunun altını çizen Bahçeli, “Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği, sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende ne sağlam bir eğitim nizamı kurulur ne de milli ve manevi kıymetlerle yoğrulmuş bir nesil inşa edilir. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz.” dedi.
Ailelerin desteklenmesinin de aynı derecede hayati olduğuna işaret eden Bahçeli, “Modern şehir hayatı, çalışma temposu, ekonomik baskılar, dijital dünyanın istilası ve sosyal bağların zayıflaması aileyi çoğu zaman yalnız bırakmaktadır. Aile yalnız kaldığında çocuk da yalnız kalır. Bu nedenle aileyi hedef göstermek yerine aileyi güçlendirmek, rehberlik sistemlerini yaygınlaştırmak, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir kılmak ve okul-aile-devlet işbirliğini daha işlevsel hale getirmek gerekir.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda sorumluluğun herkeste olduğunu dile getiren Bahçeli, siyaset kurumunun bu meselede çekişme dili üretmemesini, akademinin sahici bilgiyle yol göstermesini istedi. Bürokrasinin kurumlar arası eş güdümü güçlendirmesi gerektiğini belirten Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aileler evlatlarının iç dünyasına daha dikkatle bakmalıdır ve ailelerin dijital farkındalık kapasitesi artırılmalıdır. Medya acıyı çoğaltan bir yayıncılık anlayışından uzak durmalıdır. Silaha erişim, şiddet dili, akran zorbalığı, dijital radikalleşme ve toplumsal yalnızlaşma tek tek dosyalar halinde değil, ortak bir çocuk koruma mimarisi içinde değerlendirilmelidir. 23 Nisan’ın bugünkü anlamı işte bu dengede saklıdır. Milli egemenlik yalnız hakimiyet hakkı değildir, aynı zamanda sorumluluk rejimidir. Millet adına karar alan herkes, çocukların güvenliği, huzuru ve geleceği konusunda tarih önünde sorumludur. Meclis, milletin iradesini temsil ettiği kadar çocukların istikbalini de emanet olarak taşır. Bu nedenle bugünkü çağrımız, sağduyu çağrısıdır.”
“Komisyon, tehdidi kaynağında teşhis eden bir seferberlik masası olmak zorunda”
MHP lideri Bahçeli, olayların bütün yönleri açıklığa kavuşmadan sarf edilen her peşin hüküm, kurulan her fırsatçı cümle, yapılan her siyasi savrulmanın, hakikatin üzerini örtmekten, acıyı istismar etmekten, çocukların hayatlarına bir yara daha açmaktan başka bir işe yaramayacağını söyledi.
“Hiç kimse evlatlarımızın canı üzerinden söz devşirmeye, milletin gözyaşı üzerinden siyaset üretmeye, böylesi elim hadiseleri günübirlik polemiklerin harcına katmaya heves etmemelidir.” diyen Bahçeli, “Bizim talebimiz açıktır, bizim beklentimiz nettir, bizim çağrımız gecikmeye tahammülü olmayan bir mecburiyettir: Sebepler sonuna kadar araştırılmalıdır. İhmaller varsa birer birer ortaya çıkarılmalıdır. Sorumluluk zinciri saklanmadan tespit edilmelidir.” dedi.
Okul güvenliğini, çocukların ruh sağlığını, öğretmenlerin ve ailelerin huzurunu koruyacak kalıcı tedbirlerin vakit kaybetmeksizin alınmasını isteyen Bahçeli, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının TBMM Genel Kurulu’nda görüşüleceğini hatırlattı. Bahçeli, şöyle konuştu:
“Gazi Meclisimizin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur okul saldırılarının ardından araştırma komisyonu kurulmasına dönük ortak ve siyaset üstü bir irade ortaya koymuş olması, kuşkusuz isabetli ve yerinde bir adımdır. Daha evvel kurulan ve çalışmalarını tamamlayan suça sürüklenen çocuklara ilişkin araştırma komisyonunun çalışmaları da bu anlamda mühim bir hazırlık zemini oluşturmuştur. Bu noktadan sonra konu münferit bir saldırının sıcaklığıyla değil, suçun ve şiddetin pençelerine hapsolan çocuklarımızın durumu çok cepheli risk faktörleri ele alınarak okunacaktır. Kurulacak bu komisyon vakit tüketen, laf çoğaltan değil, çocuklarımıza kol kanat geren, tehdidi kaynağında teşhis eden bir seferberlik masası olmak zorundadır. Evlatlarımız istikbalimizdir ve istikbalimiz her türlü siyasi hesabın ve her türlü polemiğin üstündedir.”
Bahçeli, okul saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralananlara acil şifa diledi.
Öte yandan Bahçeli’nin, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun “Meydan” adlı şiirinden “Uyanınca Türk’ün özü/Gerçekleşir Tanrı sözü” mısralarının yer aldığı, yan yüzeylerde ise Selçuklu dönemine özgü geometrik bezemeler içinde ay yıldız motiflerinin işlendiği yüzük ile aynı konseptte hazırlanan rozet taktığı görüldü.
Muhabir: Aykut Yılmaz, Betül Bilsel























