AMSTERDAM (AA) – Uzmanlar, son yıllarda Filistin’deki Hristiyanlara yönelik artan şiddetin bir kısmının Filistinli oldukları için milliyetçi, bir kısmının ise doğrudan Hristiyan oldukları için dini gerekçelerle yapıldığını kaydetti.
Rossing Eğitim ve Diyalog Merkezi Program Direktörü Hana Bendcowsky ve Kudüs merkezli Hristiyan organizasyonu Sabeel’in yöneticisi Ömer Haramy, Kudüs’teki Hristiyanlara yönelik saldırıları AA muhabirine değerlendirdi.
Bendcowsky, Ekim 2023 sonrası Hristiyanlara yönelik taciz ve saldırılarda artış ve daha ciddi olaylar gördüklerini belirterek, “20 yıl önce Rossing’e katıldığımda benzer şeylerle uğraştık ama bugünkülerle karşılaştırılamaz. Saldırıların daha şiddetli olduğunu görüyoruz.” dedi.
Saldırıya doğrudan maruz kalmayanların da kendilerini güvensiz ve reddedilmiş hissettiğini anlatan Bendcowsky, bazı saldırıların Hristiyanlığın ilk günlerine kadar uzanan Yahudilik ve Hristiyanlık arasındaki tarihsel çatışmayla bağlantılı olduğunu söyledi.
“Batı’daki kiliseler Yahudilere ve Yahudiliğe karşı tutumlarında bir değişim geçirdi. Ancak Yahudiler, Hristiyanlıkla olumlu bir ilişki inşa etme ve iyileşme sürecini henüz başlatmadı, belki Hristiyanlarla başladı ama Hristiyanlıkla başlamadı.” diyen Bendcowsky, “Geçmişte insanlar Hristiyanları sevmediklerini, Kudüs’te Hristiyanların olmasından hoşlanmadıklarını hissettirirler ama bununla ilgili bir şey yapmazlardı. Şimdi bunu agresif bir şekilde ifade etmelerine izin veriliyor ve bizi endişelendiren, bu.” diye konuştu.
Ekim 2023 sonrası siyasi iklim değişti
Bendcowsky, Ekim 2023’ten bu yana insanların daha agresif hale geldiğini kaydederek “7 Ekim’in travması ve Gazze’deki katliamdan sonra insanlar daha agresif olmaya başladı. Polisin kuralları uygulamadaki eksikliği ve eğitimlerindeki eksiklerin eklenmesiyle birlikte bu tür saldırılar artıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Ciddi olayların nadir olduğunu ve rahibeye yönelik saldırının zihinsel sorunu olan bir kişi tarafından yapıldığını savunan Bendcowsky, “Gazze’de, Batı Şeria’da, Doğu Kudüs’te ve Lübnan’da ne olduğuna bakarsak bence hepsi 7 Ekim’i izleyen savaşla bağlantılı.” ifadelerini kullandı.
Bendcowsky, İsrail’de toplumun daha fazla kutuplaştığını, daha fazla aşırıcılıkların görüldüğünü, farklı yerlerde saldırganlığa izin veren ve yasaları uygulamayan siyasi iklimle birlikte Hristiyanlara karşı daha fazla saldırganlık gözlemlediklerini kaydetti.
Siyasi iklim bu nefreti besliyor
Bendcowsky, İsrail’de yaşayan Hristiyanların ve Arap Filistinlilerin haklarının korunduğunu her zaman hissetmediğini, korku ve güvensizlik yaşadığını ifade ederek Güney Lübnan’daki İsa heykeline yönelik İsrailli askerin saldırısının dahi kendilerini etkilediğini aktardı.
Hristiyanlara yönelik saldırılardaki rakamların gerçeği tam yansıtmadığını belirten Bendcowsky, “Farklı nedenlerle polise şikayet başvurusunda bulunmakta tereddüt ediyorlar. Bazıları yetkililerle başlarının belaya girmesini istemediği için bazıları daha sonra vize alma konusunda sorun yaşayacaklarından endişeleniyorlar. Polisin bir şey yapacağına inanmıyorlar.” diye konuştu.
Haramy: “Kudüs’teki varlığımızın Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar”
Kudüs merkezli Hristiyan kuruluşu Sabeel’in yöneticisi Haramy de şehrin Hristiyanlar, Müslümanlar ve dünya çapında birçok insan için önemi sebebiyle her yıl milyonlarca Hristiyan hacının buraya geldiğini ve saldırıların Hristiyanlara, Filistinlilere ve Hristiyan turistlere yönelik yapıldığını kaydetti.
Haramy, “Hristiyanlar teslise inanır ve kimisi bunu çok tanrılı inanç olarak yorumlayabilir ancak bu, artık çok tanrıcılık olarak görülmemektedir. Bizi düşman olarak görüyorlar ve Kudüs’teki varlığımızın, Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar.” dedi.
Dini aşırılıkların çok olduğu yerlerdeki yöneticilerin var olan nefreti gizlemeye çalıştıklarını veya kendilerini ifşa etmemek için çabaladıklarını anlatan Haramy, “İsrail’de tam tersi bunu Instagram’a koyuyorlar, X’e koyuyorlar, TikTok’a koyuyorlar. Nefret ettiklerini ve bunu nasıl ifade ettiklerini göstermekten gurur duyuyorlar. Bu bakımdan çok benzersiz bir ülke.” ifadelerini kullandı.
Hristiyanlara yönelik saldırıların ciddi şekilde soruşturulmadığını belirten Haramy, “Filistinli çocukları vurduklarında veya Filistinlileri vurdukları vakaların yüzde 95’inden fazlası için soruşturma ya yok ya da ciddi yapılmıyor. Gerçekten hesap sorulabilen vakaların sayısı bir avuçtan az.” diye konuştu.
Haramy, İsrail’de Filistinli bir çocuğun vurularak öldürülmesi ya da hapishanedeki Filistinlilere tecavüz ve işkence iddialarının yanında, bir Hristiyan’a tükürülmesi, tartaklanması veya hakaret edilmesi gibi vakaların çok da ciddi görülmesinin beklenmediğini kaydetti.
Saldırıların günlük hayatın bir parçası haline geldiğini belirten Haramy, yargı sistemine güvenmedikleri için şikayet yoluna gitmediklerini ifade etti.
Haramy, söz konusu saldırıların Hristiyan düşmanlığından ya da birçok kilisenin insan hakları ve adalet arayışı çalışmalarında yer almasından kaynaklanmış olabileceğini de vurguladı.
“Asıl endişemiz Gazze’deki soykırım”
Haramy, “Şu anda bizi daha çok yaralayan şey Tanrı’ya lanet okunması, kiliseye saldırılması veya dinimize saldırılması değil. Biz inançlı insanlarız. Tanrı’nın dini koruduğuna inanıyoruz. Bu yüzden bundan endişelenmiyoruz. Gazze’de, Batı Şeria’da, insanların katledildiği, etnik olarak temizlendiği, soykırıma uğradığı, açlıktan öldüğü, hiçbir erişimi olmayan tüm bölgede meydana gelen insan hakları ihlallerinden çok daha fazla endişe duyuyoruz.” dedi.
Yahudilerden Hristiyanlara yönelik saldırıların inançlarını ve Kudüs’teki varlıklarına duydukları bağı güçlendirdiğini söyleyen Haramy, “Sadece Kudüs’te 200’den fazla kilise var. Kudüs ve bu kiliseler yüzlerce yıldır ayakta. Topluluklarımız binlerce yıldır burada var. Saldırılar bizi rahatsız ediyor ancak bizi değiştirmeyecek.” ifadelerini kullandı.
Muhabir: Selman Aksünger





















