Gündemin hızla değiştiği günümüzde, dünya ve Türkiye, jeopolitik satranç tahtasında benzeri görülmemiş bir dönemeçten geçiyor. Küresel güç dengelerinin yeniden yazıldığı bu zaman diliminde, siyaset ve güvenlik artık birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki ayrılmaz unsur olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle 2026 yılının getirdiği yeni dinamikler; sınırlarımızın ötesindeki çatışma alanlarından siber uzaya, enerji koridorlarından göç hareketlerine kadar pek çok başlığı doğrudan ülkemizin güvenliği ve iç siyaseti ile harmanlıyor.
Güvenlik Çemberindeki Bir Türkiye
Türkiye, bulunduğu coğrafyanın getirdiği jeopolitik ağırlığı her zamankinden daha fazla omuzlarında hissediyor. Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesi, Kafkaslar ‘daki kırılgan barış ortamı ve güney sınırlarımızda atılan stratejik adımlar, doğrudan milli güvenlik şemsiyemizi şekillendiriyor. Ancak bu güvenlik politikaları, artık yalnızca askeri bir güç kullanımıyla sınırlı değil. Diplomasi masasında atılan her bir stratejik adım ve sahada kurulan dengeler, iç siyasetteki toplumsal mutabakatı, ekonomik istikrarı ve demokratik süreçleri doğrudan etkileyen bir domino etkisi yaratıyor.
Küresel Siyasetin Değişen Rüzgarları ve NATO
Dünya genelinde de durum pek farklı değil. Uluslararası sistemin kutuplaşması, geleneksel ittifak yapılarının sorgulanmasına yol açarken, ülkeleri kendi güvenlik doktrinlerini baştan aşağı yenilemeye itiyor. Türkiye, NATO’nun ikinci büyük askeri gücü olarak hem ittifakın doğu sınırlarını koruyor hem de kendi milli çıkarlarını masada tavizsiz bir şekilde savunuyor. Artık bir ülkenin iç siyasetini anlamak için, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalara, savunma sanayii teknolojilerindeki yarışa veya ittifak içi dengelere bakmak gerekiyor. Güvenlik; yalnızca orduların sınırları koruması değil, aynı zamanda toplumun gıdaya, teknolojiye ve bilgiye erişiminin de güvence altına alınması demek.
Tüm bu süreçlerin ortasında Türkiye, hem kendi bölgesel gücünü pekiştirmek hem de iç huzurunu korumak için çok boyutlu bir denge siyaseti izlemek zorunda. Siyasetin ve güvenliğin kesişim noktasında duran bu hassas dönem, popülizmden uzak, rasyonel ve vizyoner bir bakış açısını zorunlu kılıyor. Sınırda asil bir duruş, masada ise Türk’ün sarsılmaz iradesi bu kuşatmayı kıracak en büyük gücümüzdür.
ADEM YAŞAR


















