Uluslararası kamuoyunun işgal altındaki Filistin topraklarında yürütülen politikalara karşı sunduğu yerleşim yeri boykotları, sahada akan kanı gizlemeye çalışan bir tiyatrodan ibarettir. ABD ve AB’nin sembolik ürün yasakları veya etiket zorunlulukları, soykırım mekanizmasını besleyen lojistik ve finansal altyapıya dokunmadığı için yalnızca etnik temizlik planına zaman kazandırmaktadır.
Uluslararası kamuoyunun ve Batı dünyasının, işgal altındaki Filistin topraklarında pervasızca yürütülen mülksüzleştirme ve etnik temizlik politikalarına karşı bir lütuf gibi sunduğu yerleşim yeri boykotları, sahada akan kanı gizlemeye çalışan ikiyüzlü bir tiyatrodan ibarettir. Filistinlilerin sadece topraklarından edilmekle kalmayıp sistemli bir şekilde katledildiği, çocukların, kadınların ve masum sivillerin bombalar altında can verdiği bir vahşet ikliminde, bu bölgelerden gelen mallara etiket zorunluluğu veya ithalat yasağı getirmek sahada yaşanan trajedinin büyüklüğü karşısında açıkça bir vicdan aklama çabasıdır. Filistin halkı topyekûn imha edilme ve coğrafyadan silinme tehdidiyle karşı karşıyayken, yasa dışı yerleşimlerin mallarına getirilen kısmi yasakların neden anlamsız, hatta suç ortaklığını örtbas eden bir oyalama taktiği olduğunu görmek gerekir.

1. Can Pazarı Yaşanırken Ürün Etiketlemek
Filistinlilerin evleri dozerlerle yıkılırken, asırlık zeytin bahçeleri sökülürken ve binlerce insan modern silahlarla katledilirken, uluslararası kurumların “Bu ürün yerleşim yerinde mi üretildi, yoksa resmi sınırlarda mı?” tartışması yürütmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Yürütülen operasyonlar ticari bir rekabet değil; bir halkı köklerinden söküp atma ve yok etme girişimidir. Bir şarabın veya tarım ürününün Batı pazarlarına girişini engellemek, o ürünün arkasındaki toprak gaspını ve dökülen masum kanlarını temizlemez. Uluslararası toplum, yasa dışı yerleşimlerin ekonomik çıktısını göstermelik olarak cezalandırırken; o yerleşimlerin kurulmasını, büyümesini ve Filistinlileri katleden askeri çarkın dönmesini sağlayan lojistik ve finansal altyapıya bilerek dokunmamaktadır.
2. Katliamı Silahlandıranların “Ekonomik” Hassasiyeti
Ekonomik yaptırımların bir soykırımı ve etnik temizliği durdurabilmesi için yapısal, tavizsiz ve topyekûn olması gerekir. İsrail yerleşim yerlerinden gelen mallar, bu yapının küresel ekonomik gücünün ve askeri endüstrisinin devede kulağı bile sayılmayacak küçük bir parçasıdır. Batılı devletlerin milyarlarca dolarlık askeri yardım anlaşmalarını imzaladığı, tonlarca bombayı ve en gelişmiş savaş teknolojilerini bölgeye sevk ettiği, istihbarat paylaşımlarını eksiksiz sürdürdüğü bir denklemde; sadece “yerleşim yeri menşeli” hurmalara veya kozmetik ürünlerine yasak getirmesi trajikomik bir çelişkidir. Failin eline silahı verip, ardından o silahın gölgesinde üretilen mala ambargo koymak, katliamı doğrudan finanse ederken kamuoyu vicdanına sahte bir ahlak pazarlamaktır.

3. Katliama Zaman Kazandıran Bürokratik Engeller
Bu tür sınırlı ve kozmetik yasakların en tehlikeli boyutu, uluslararası topluma “bir şeyler yapılıyormuş” yanılsaması sunarak statükoyu tahkim etmesidir. Yıllar süren hukuki prosedürler, mahkeme koridorlarındaki etiketleme davaları ve gümrük tartışmaları sürerken; sahada Filistinliler topraklarından sürülmeye, mülteci kamplarında bombalanmaya ve coğrafi olarak tamamen parçalanmaya devam etmektedir. Bu bürokratik oyalama taktiği, etnik temizlik sürecini yavaşlatmadığı gibi, katliamı yapanların işini kolaylaştırmakta ve gerçek siyasi/askeri yaptırımların (silah ambargoları, diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesi vb.) masaya gelmesini sinsice geciktirmektedir.
Sonuç olarak, Filistinlilerin her gün ölüm kalım savaşı verdiği, topraklarının her karışından zorla sökülüp atıldığı ve dünyanın gözü önünde katledildiği bir vahşet çağında, yerleşim yeri mallarını boykot etmek devede kulak bile değildir. Etnik temizliği ve kitlesel katliamları durdurmanın yolu, ekonomik zincirin en sonundaki ticari ürünleri yasaklamaktan değil; bu soykırım mekanizmasını besleyen, koruyan ve ona milyarlarca dolarlık silah sağlayan küresel koruma kalkanını tamamen parçalamaktan geçer. Sembolik öfkeler ve mikro düzeydeki yasaklar, makro düzeydeki bir halkı yok etme planını durduramaz, yalnızca o plana zaman kazandırır.
ADEM YAŞAR





















