İSTANBUL (AA) – Usta şair, yaşama sevinci, zamanın geçişi, yalnızlık ve ölüm temalarını kendine özgü şiir diliyle işleyerek Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin öne çıkan isimleri arasında yer aldı.
Asıl adı Hüseyin Cahit olan Tarancı, 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da, ticaret ve ziraatle uğraşan Pirinççizadeler ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.
İlk öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayan Tarancı, eğitimine İstanbul’da Saint-Joseph Lisesinde başladı, ardından Galatasaray Lisesine geçti. Burada tanıştığı Ziya Osman Saba ile yıllar boyunca sürecek dostluğu, Türk edebiyatının önemli mektuplaşmalarından birine de kaynaklık etti.
Cahit Sıtkı Tarancı, şiire lise yıllarında ilgi duydu. Usta edebiyatçının ilk şiirleri, Galatasaray Lisesi’nin çıkardığı Akademi dergisinin yanı sıra dönemin edebiyat yayınlarında yer aldı.
Fransız edebiyatını yakından takip eden şair, özellikle Fransız sembolistlerinin şiir anlayışından etkilendi.
Tarancı, şiirlerinde biçime, ses uyumuna ve kelimelerin çağrışım gücüne önem verdi, yalın fakat ahenkli diliyle kendine özgü bir şiir dünyası kurdu.
“Otuz Beş Yaş” şiiriyle geniş kitlelerce tanındı
Lise eğitiminin ardından Mülkiye Mektebi’ne giren şair, buradaki öğrenimini tamamlayamayarak Yüksek Ticaret Mektebine geçti. Tarancı, bir süre Sümerbankta çalıştı, 1938’in sonlarında öğrenimini sürdürmek amacıyla Paris’e gitti.
Başarılı şair, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Almanya’nın Paris’i bombalaması üzerine şehirden ayrılarak Lyon ve Cenevre üzerinden Türkiye’ye döndü. 1941-1943’te askerlik görevini yapan Tarancı, bu dönemde de şiir yazmayı sürdürdü.
Vatani görevinin ardından bir süre ailesinin yanında çalışan şair, 1944’ün sonlarında Ankara’ya yerleşerek Anadolu Ajansında mütercim olarak görev yaptı. Daha sonra Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında da çevirmenlik yapan Tarancı, edebiyat çevreleriyle ilişkisini sürdürdü.
Şairin edebiyat dünyasında geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan eserlerinden biri, 1945’te Cumhuriyet Halk Partisi tarafından düzenlenen şiir yarışmasında birincilik kazanan “Otuz Beş Yaş” eseri oldu. Yaşlanma, zamanın insan üzerindeki etkisi ve ölüm gerçeğini odağına alan şiir, 1946’da aynı adı taşıyan kitapta yayımlandı.
Cahit Sıtkı Tarancı, şiirlerinde yalnızca ölüm ve fanilik düşüncesine yer vermedi; gündelik hayatın güzelliklerini, doğayı, aşkı, çocukluk hatıralarını ve insanın yaşama tutunma arzusunu da işledi.
Ölümün kaçınılmazlığı karşısında hayatın değerini duyumsatan şiirlerinde, zaman zaman geçmişe duyulan özlem ve yalnızlık duygusu öne çıktı. “Memleket İsterim” şiirinde ise barışın, huzurun ve insanların bir arada mutlu yaşayabildiği bir dünyanın özlemini dile getirdi.
Şiiri kelimelerle kurulan bir sanat olarak gördü
Tarancı’nın şiir anlayışında kelimelerin seçimi, ses ve anlam arasındaki ilişki belirleyici oldu. Şiiri yalnızca bir düşünceyi aktarma aracı olarak değerlendirmeyen şair, kelimelerin duygu ve çağrışım gücünü öne çıkardı. Bu yaklaşımıyla Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde saf şiir anlayışıyla ilişkilendirilen isimlerden biri olarak kabul edildi.
Şiirlerinin yanı sıra hikayeler de kaleme alan Tarancı, bazı öykülerinde kişisel yaşantısından ve gözlemlerinden yararlandı. Edebi üretimini şiirle sınırlamayan sanatçı, yazı ve mektuplarında da edebiyat üzerine görüşlerini ortaya koydu.
Şairin ilk şiir kitabı “Ömrümde Sükut” 1933’te, “Otuz Beş Yaş” 1946’da, “Düşten Güzel” ise 1952’de yayımlandı. Vefatının ardından şiirlerini ve çeşitli yazılarını bir araya getiren “Sonrası” 1957’de okurla buluştu. Yakın dostu Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar da “Ziya’ya Mektuplar” adıyla aynı yıl kitaplaştırıldı.
Cavidan Tınaz ile 1951’de evlenen Tarancı, 1954’te geçirdiği ağır rahatsızlığın ardından kısmi felç nedeniyle konuşma ve hareket kabiliyetini büyük ölçüde kaybetti. Tedavi amacıyla gittiği Viyana’da 12 Ekim 1956’da, henüz 46 yaşındayken hayatını kaybeden şairin cenazesi Türkiye’ye getirilerek Ankara’da toprağa verildi.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın Diyarbakır’da doğup büyüdüğü ev daha sonra müzeye dönüştürülerek yaşamına ve edebi mirasına ilişkin bir hafıza mekanı haline getirildi.
Aradan geçen yıllara rağmen şiirleri her kuşak tarafından okunan Tarancı, insanın zaman, hayat ve ölüm gerçeğiyle kurduğu ilişkiyi yalın ve etkili bir dille anlatan şairler arasında yer alıyor.
Muhabir: Aişe Hümeyra Akgün



















