GAZZE (AA) – İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde yürüttüğü yıkım ve soykırım politikası 3. yılını tamamladı.
Saldırıların gölgesinde geçen üç yılın ardından Gazze’de yaşam, derme çatma çadırlar, su kuyrukları ve tükenmeyen kayıpların arasında adeta zamana yenik düşmüş durumda.
İsrail’in aralıksız sürdürdüğü bombardıman ve ağır abluka altında 3 yılı geride bırakan Gazzeliler, uluslararası toplumun sessizliği karşısında bir yandan yaşam mücadelesi verirken diğer yandan doğup büyüdükleri işgal altındaki topraklarına dönmeyi hayal ediyor.
Evlerin yaklaşık yüzde 82’sinin yıkıldığı veya hasar gördüğü Gazze’de her köşede derme çatma çadırlardan oluşan çadır kentlere rastlamak mümkün.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesindeki tıklım tıklım dolu kamplarda yaşam mücadelesi veren yerinden edilmiş Filistinliler, yaşadıkları insani dramı ve bitmeyen memleket özlemlerini AA muhabirine anlattı.
Torunlarıyla çadır önünde bekleyen Dr. Behlül: “Acı ve çaresizlik içindeyiz”
İsrail saldırılarında Filistin Kızılayı bünyesinde ambulans şoförlüğü yapan ve İsrail saldırısında oğlu Muhammed’i kaybeden 63 yaşındaki Dr. Subhi Behlül, Mevasi’deki derme çatma çadırının önünde yetim kalan dört torunuyla birlikte otururken gözlerini uzaklara dikiyor.
Üç yıl boyunca maruz kaldıkları büyük yıkımı ve geride kalan çocukların çaresizliğini tarif eden Behlül, yaşadığı derin evlat acısını şu ifadelerle dile getirdi:
“Bunlar, Refah’taki çadırların yanında defnedilen şehit oğlum Muhammed’in çocukları. Kendisi Kızılay’da ambulans şoförüydü ve görevi başında şehit oldu. Yaklaşık bir buçuk yıl oldu ve arkasında beş çocuk bıraktı; bu tek başına büyük bir acı ve çaresizlik.
Pratikte üç yıl geçti ama aslında her bir yıl bize 10 ya da 100 yıl gibi geldi. İçinde yaşadığımız bu kötü koşullar, tüm engeller… Hayatın tüm temel gereksinimlerinden yoksunuz ve bu üç yılda her şeyimizi kaybettik. Ben şahsen ilk göz ağrımı, sağlık çalışanı oğlum Muhammed Behlül’ü kaybettim. Arkasında beş çocuk ve annelerini bıraktı. Bu, daha önce hiç yaşamadığım kadar büyük bir acıydı. Ama ben de herkes gibiyim. Gazze’de herkes sevdiğini, değer verdiği birini kaybetti. Durum gerçekten çok acınası, hiç kolay değil.”
Uzayan İsrail işgali ve saldırıların çadır kentlerde yarattığı hayal kırıklığına değinen Dr. Behlül, mevsim şartlarına göre çadırları sürekli söküp takmanın insanı fiziksel ve maddi olarak nasıl tükettiğini şöyle anlattı:
“İlk olarak belki de en büyük şok, soykırımın üç yıla kadar uzaması oldu, biz buna hiç alışkın değildik. ‘Tamam, ilk yıl geçer, biter, evlerimize döneriz, yerimize yurdumuza gideriz’ diyorduk. Ama ne yazık ki üçüncü yıla ulaştık. Durum ise hâlâ aynı, kötüden daha da kötüye gidiyor. Çadırlar aynı çadır, su sıkıntısı aynı su sıkıntısı, gıda eksikliği aynı gıda eksikliği. Durum çok kötü ve fiyatlar çok yüksek.
Hiçbir şey iyileşmedi. Her yıl ‘Belki bu yıl biter, inşallah yeni yıl hayırlı ve huzurlu bir yıl olur’ diye bekliyorduk ama ne yazık ki her şey daha da kötüleşiyor. En çok çektiğimiz çilelerden biri de her mevsim çadır için yeni bir düzenleme yapmak zorunda kalmamız: Kış geliyor çadıra yeni bir koruma gerekiyor, yaz geliyor yaptığın düzenlemeyi değiştirmek zorundasın, rüzgar çıkıyor yine sil baştan… Bütün yılı çadırları söküp takmakla geçiriyoruz. Bu da çok maliyetli ve harcadığımız her kuruş canımızdan, boğazımızdan kesiliyor.”
72 yaşındaki Atiyye: “Ektiğimiz toprağı, şehit dostlarımızı özledik”
Saldırılar nedeniyle doğup büyüdüğü topraklardan sürgün edilen 72 yaşındaki Hasan Atiyye de çadırının önünde oturup geçmiş günlerin ve kaybettiği yakınlarının muhasebesini yapıyor.
İlerlemiş yaşına rağmen tozlu çadır kentin ortasında yurt hasretiyle yanan Atiyye, kaybettiği haklarını ve toprağını şu sözlerle dile getirdi:
“En çok evimizi, köyümüzü yani Refah’ı, şehrimizi özledim. Çalıştığım dükkanımı, ektiğimiz toprağımızı özledim… Bütün bunlar bitti. Şehit olan arkadaşlarımızı özledim… Vallahi Allah’tan bu saldırıların durmasını ve kaybettiğimiz hakların en azından bir kısmının bize geri verilmesini diliyoruz. Aslında tüm haklarımızı istiyoruz ama ne yapalım, içine düştüğümüz durum bu.”
Çiçekleriyle umut yeşertmeye çalışan Hıdır: “Kamplar hiç değişmiyor”
Kampın kasvetli havasına rağmen hayata tutunma mücadelesini bırakmayan 63 yaşındaki Hişam Hıdır ise gününe çadırının çevresine kendi elleriyle ektiği birkaç kök çiçeği sulayarak başlıyor.
Çiçeklerine can suyu verdikten sonra dönüp yaşadıkları ağır psikolojik yükü aktaran Hıdır, kamplardaki durgun ama yıpratıcı zamanı şu sözlerle tarif etti:
“Ekim 2023’ten bu yana, Gazze Şeridi’nde yaklaşık üç yıldır saldırı ve acı içindeyiz. Evlerimizden sürüldük, yerinden edilmişlerin sığındığı kamp alanlarındayız; yoruluyoruz, çabalıyoruz. Yaşımız değişiyor, görünüşümüz değişiyor ama kamplar hiç değişmiyor. Büyük bir mağduriyet içindeyiz, sırf hayatta kalabilmek için yaşamın en basit şeylerine muhtaç durumdayız. Bir şeyler ekiyoruz, yemeye çalışıyoruz, durumu iyileştirmeye ve bu kampta umut yeşertmeye çabalıyoruz ama psikolojik olarak çok ama çok sıkıntı çekiyoruz. Allah’tan bize bir çıkış yolu vermesini diliyoruz, kurtuluşun ne zaman geleceğini bilmiyoruz ama dualarımız en kısa zamanda gelmesi yönünde…
Geçen bu üç yıla rağmen, vallahi asıl memleketimizden başka hiçbir şeyi özlemiyoruz. Büyüyüp yetiştiğimiz kendi şehrimiz Refah’ı özlüyoruz. Allah’tan en kısa zamanda oraya geri dönmeyi ve dünyadaki diğer halklar gibi onurlu bir yaşam sürmeyi diliyoruz.”
Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre İsrail, 10 Ekim 2025’ten bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasını her gün ihlal etmeye devam ediyor.
Bu ihlaller sonucunda şu ana kadar 1462 Filistinli hayatını kaybetti, 5 bin 151 kişi yaralandı.
İsrail’in Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde başlattığı saldırılardan bu yana ise 74 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, 175 bini aşkın kişi yaralandı ve bölgedeki altyapının yaklaşık yüzde 90’ı enkaza döndü.
Muhabir: Esat Fırat, Mahmoud Bassam























